
by Stephen R. Covey
Köklü bir dürüstlük ve temelde güçlü bir karakter yoksa, yaşamın zorlu mücadeleleri er ya da geç gerçek dürtülerin yüzeye çıkmasına neden olur ve kısa süreli başarının yerine insan ilişkilerindeki başarısızlık alır.
Biz dünyayı olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz — ya da nasıl görmeye koşullanmışsak öyle.
"Kötülüğün yapraklarını kesen her 1.000 kişiye karşılık, ancak bir kişi köküne saldırır."
Biz de yaşantımızda çok önemli değişiklikler yapmak istiyorsak, o zaman tutum ve davranışımızın yapraklarını kesmekten vazgeçerek kökler üzerinde — yani tutum ve davranışlarımızın kaynağı olan paradigmalar üzerine — çalışmalıyız.
Günümüzde kendisini tanımayan, anlamayan, robot gibi davranan bir birey çıkar karşımıza. Bu insanın tanıdığı tek kişi, olması gereken kişidir. Anlamsız gevezelikleri iletişim sağlayacak konuşmanın, yapay gülümsemesi gerçek kahkahanın, donuk çaresizliği ise gerçek acının yerini almıştır. Bu birey hakkında iki şey söylenebilir:
Bir eşle, çocuklarla, dostlarla ya da iş arkadaşlarıyla etkili bir iletişim kurabilmek için dinlemeyi öğrenmeliyiz. Bunun için de duygusal açıdan güçlü olmamız gerekir. Dinlemek; sabır, açıklık ve anlama isteğini içerir — ve bunlar karakterin çok gelişmiş nitelikleridir. Düşük bir duygusal düzeyden harekete geçip yüksek düzeyde öğütler vermek ise çok daha kolaydır.
İçten dışa yaklaşımı, genel zaferlerden önce özel zaferlerin geldiğini; kendi kendimize söz verip tutmamızın, başkalarına söz verip tutmamızdan önce geldiğini söyler. Kişiliği karakterin önüne almanın, kendimizi geliştirmeden başkalarıyla olan ilişkilerimizi geliştirmeye çalışmanın boşuna olduğunu açıklar.
"Araştırma yapmaktan vazgeçmemeliyiz. Bütün araştırmalarımızın sonucu, başladığımız yere varmak ve bu yeri ilk kez tanımak olacaktır."
"Sürekli yaptığımız şey neyse biz de oyuz. O halde mükemmellik bir edim değil, bir alışkanlıktır."
Victor Frankl, öz bilinç sahibi, başına gelenleri bir gözlemci gibi seyredebilen birisiydi. Temel kimliği zarar görmemişti. Kendi iç dünyasında bütün bunların onu nasıl etkileyeceğine karar verebilirdi. Başına gelenler ya da etkiyle ona gösterdiği tepki arasında özgürlüğü — ya da bu tepkiyi seçme gücü — vardı.
Temel İlke: Etki ile tepki arasında insanın seçme özgürlüğü vardır.
Davranışlarımız koşullarımızın değil, kararlarımızın bir işlevidir. Değerlerimizi duygularımızdan üstün tutabiliriz. Bazı şeylerin olmasını sağlamak için hem inisiyatifimiz vardır hem de sorumluluğumuz.
Proaktif insanlar:
Reaktif insanlar:
Bir değeri bir uyarının önüne geçirme yeteneği, proaktif insanın özünü oluşturur.
"İzniniz olmadıkça kimse size zarar veremez." — Eleanor Roosevelt
"Biz kendi elimizle teslim etmedikçe onlar öz saygımızı alamaz." — Gandhi
Bizi başımıza gelenlerden daha fazla inciten şey, bunların olmasına isteyerek izin vermemiz, razı olmamızdır.
Duygusal açıdan bunu kabul etmek çok zor olabilir — özellikle de yıllar yılı mutsuzluğumuzu koşullara ya da başkalarının davranışına bağlamışsak. Ancak bir insan içtenlikle ve dürüst bir biçimde "Bugün böyle olmamın nedeni dün yaptığım seçimlerdir" demedikçe, "Başka yol seçiyorum" da diyemez.
Pek çok kişi bir şeyler olmasını ya da birisinin kendileriyle ilgilenmesini bekler. Ama sonuçta iyi işlere girenler; sorun yaratan değil sorunlara çözüm getiren, gerekeni yapmak için inisiyatif alan, işini yaparken doğru ilkelere uyan kişilerdir.
Birilerinin üzerinizde etkin olmasını beklerseniz, edilgin olursunuz. Bu, gelişme ve fırsatlarla ilgili sonuçlarda da geçerlidir.
Reaktif insanların dili onları sorumluluktan tümüyle kurtarır:
| Reaktif Dil | Anlamı |
|---|---|
| "Ben böyleyim, böyle yaratılmışım" | Yolum belirlenmiş, bu konuda yapabileceğim hiçbir şey yok |
| "Beni öyle kızdırıyor ki" | Ben sorumlu değilim, duygusal yaşamımı kontrol edemediğim bir şey yönetiyor |
| "Bunu yapamam, hiç zamanım yok" | Kendi dışımda bir şeyin, zaman darlığının kontrolündeyim |
| "Keşke eşim daha sabırlı olsaydı" | Bir başkasının davranışları etkililiğimi kısıtlıyor |
| "Bunu yapmak zorundayım" | Koşullar ya da diğer insanlar beni buna yapmaya zorluyor, kendi eylemlerimi seçme özgürlüğüm yok |
Bu dil, determinizmin temel paradigmasından doğar. Özü ise sorumluluğun devredilmesinden ibarettir: "Sorumlu değilim, yanıtımı seçemem."
| Reaktif Dil | Proaktif Dil |
|---|---|
| Yapabileceğim hiçbir şey yok | Seçeneklerimize bir bakalım |
| İşte ben böyleyim | Farklı bir yaklaşım seçebilirim |
| Beni öyle kızdırıyor ki | Duygularımı kontrol edebilirim |
| Buna izin vermezler | Etkili bir sunum hazırlayabilirim |
| Bunu yapmak zorundayım | Uygun bir yanıt seçeceğim |
| Yapamam | Seçerim |
| Yapmalıyım | Yeğliyorum |
| Keşke | Yapacağım |
Reaktif dille ilgili ciddi bir sorun, kendi kendini doğrulayan bir kehanete dönüşmesidir. İnsanlar yollarının belirlenmiş olduğu paradigmasına bağlanır ve bu inançlarını destekleyecek kanıtları üretirler. Gitgide kendilerini yenilmiş ve denetimden çıkmış, yaşamlarını ya da kaderlerini yönlendirmekten aciz biri gibi hissederler. Durumlarından dolayı dış güçleri, koşulları, başkalarını — hatta yıldızları — suçlarlar.
Etki alanı ise "olabilirim"lerle doludur:
Bu, karakter odağıdır.
"Sorunun dışarıda olduğunu düşünüyorsak, bu düşünce sorunun ta kendisidir."
Kitapta, Hz. Yusuf'un başına gelen tüm olaylar karşısındaki proaktif tutumuna değiniliyor. Hapishaneye düşse de, sultan olsa da sürekli bir çözüm odaklı ve etkin olmasından bahsediliyor. Hapishanede iken bile iç dünyasına yönelmesi, proaktif yaklaşımın güzel bir örneğidir.
Etki alanımızın ortasında söz verme ve tutma yeteneğimiz yer alır. Kendimize ve başkalarına vaatlerde bulunup bunları dürüstçe yerine getirmemiz, proaktivitemizin özü ve en belirgin ifadesidir.
Sözler verip tuttukça — bunlar önemsiz bile olsa — içsel bir bütünlük sergilemeye başlarız. Bu bize öz denetim bilincinin yanı sıra, kendi yaşamımızın sorumluluğunu daha fazla üstlenme cesaretini ve gücünü verir.
Kendimize ve başkalarına sözler verip tuttukça, yavaş yavaş onurumuz geçici ruhsal durumumuzdan üstün hale gelir. Kendimize sözler verip yerine getirmemiz, etkililiğin temel alışkanlıklarını geliştirmenin özüdür.
"Hoşnutluk pınarı zihnin içinden fışkırmalıdır. Kendi huyu dışında her şeyi değiştirerek mutluluğa ulaşmaya çalışacak kadar insan doğasından habersiz bir kişi, verimsiz çabalarla hayatını boşa harcar ve yok etmek istediği mutsuzluğu artırır."
Soru: İnsan sevmediği birine nasıl sever? (Eşinden bahsediyor)
Cevap: Dostum, sevmek bir fiil, bir eylemdir. Sevgi — yani duygu — sevme eyleminin bir ürünüdür. Onun için karınızı sevin: Ona hizmet edin, özveride bulunun, ona kulak verin, anlayış gösterin, onu takdir edin, onaylayın. Bunu yapmaya razı mısınız?
Sorumluluğu kabul etmemek, reaktif insanların özelliğidir. "Ben sorumlu değilim" demek daha güvenlidir. "Ben sorumluyum" dersek, "Ben sorumsuzum" demek zorunda da kalabiliriz.
Tepkimizi seçme gücümüz olduğunu söylemek zor olabilir. Seçtiğimiz tepkinin çevredeki insanları olumsuz, hileli davranışlara yönelttiğini itiraf etmek de öyle — özellikle yıllar boyunca birinin zayıflıklarını bahane ederek sonuçların sorumluluğunu üstümüzden atıp durmuşsak.
Dili Dinleyin: Bir gün boyunca kullandığınız dili ve çevrenizdeki insanların dilini dinleyin. "Keşke", "Yapamam" ya da "Yapmalıyım" gibi reaktif sözleri ne kadar sık kullanıyorsunuz ve çevrenizdekilerden ne kadar sık duyuyorsunuz?
Deneyimi Canlandırın: Yakın gelecekte yaşayabileceğiniz ve muhtemelen reaktif biçimde davranacağınız bir deneyim düşünün. Durumu etki alanınız bağlamında gözden geçirin. Nasıl proaktif bir tepki verebilirsiniz? Birkaç dakika düşünün ve deneyimi zihninizde iyice canlandırın. Kendinizi proaktif bir tepki verirken hayal edin. Kendinize etki-tepki arasındaki boşluğu hatırlatın. Seçme özgürlüğünüzden yararlanacağınıza dair kendinize söz verin.
Sorunu Belirleyin: İş yaşantınızdan ya da özel yaşamınızda sizi engelleyen bir sorun seçin. Bu sorunun dolaysız mı, dolaylı mı, yoksa denetim dışı mı olduğunu belirleyin. Onu çözmek için etki alanınızda atacağınız ilk adımı belirleyin, sonra da o adımı atın.
Yol Gösterici Olun:
Merhamet: Başkalarının zayıflıklarına merhametle bakın, onları suçlamayın. Önemli olan onların yapmadıkları ya da yapmaları gereken şeyler değildir. Duruma kendi seçiminizle verdiğiniz tepki ve sizin ne yapmanız gerektiği önemlidir.
"Sorunun dışarıda olduğunu düşünmeye başladığınızda, bunu hemen sona erdirin. O düşünce sorunun kendisidir."
Kendi mutluluğumuzdan — ve son olarak da diyebilirim ki karşılaştığımız koşulların çoğundan — biz sorumluyuz.